Kesik Çayır Biçilir mi Türküsü'nün Hikayesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kesik Çayır Biçilir mi Türküsü'nün Hikayesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2016 Pazar

Kesik Çayır Biçilir mi Türküsü'nün Hikayesi



Herkesin bildiği ve birçok ünlü sanatçının seslendirdiği bir türkü, kesik çayır biçilir mi?
Neşet Ertaş, Bedia Akartürk, Kubat, Zara ve onlarca amatör sanatçı tarafından seslendirildi bu anlamlı türkü.
Sözlerine bakınca gerçekten anlamlı olan bu türkü aslında hikayesi bilindiğinde bambaşka bir anlam kazanmakta…
Türkünün hikayesi Kamil UĞURLU tarafından, “Bir Konya Türküsünün Doğuş Hikayesi” adıyla 1963 yılında yayınlanmıştır.
Buradan türkünün onlarca yıl öncesinde yazıldığı anlaşılmaktadır. Türkü Konya yöresine aittir ve Meram ilçesinde geçmektedir…
Meram bağları, Meram çayırları tanıktır, böylesi yiğit her anaya kısmet olmaz. İnadına mertti, inadına yiğit, inadına yağızdı.
Konya’nın valisi o yıl Meram’da otururdu hep. Meram o zamanlar da en saygıdeğer yeriydi şehrin, Mevlevi dedeleri Meram’daydı, çelebiler hepten Meram’daydı.
Ve Vali paşanın yâveri, genç yâveri Meram’dan çok az inerdi Konya’ya. Bütün oralar bu genç adamı, o da bütün oraları tanırdı, iyi tanırdı.
Yâver, fesini sola doğru devirdi. Güz demiydi. Serindi ama o yanıyordu. Korkmuyordu. Oysa Kocamış bir gece yollara düşmüştü
“Dutlu”dan Meram’a doğru, akşam namazından sonra. Korkmuyordu.
“Sırtıma sepken yağıyor.”
“Yanuben yorgun gelirim.”
demiş elin oğlu zamanında. Yâver işte bu hâl idi. Konya severdi bu delikanlıyı; O da Konya’yı.
Ama Konya’dan daha çok sevdiği bir şey bir kişi, bir hatun kişi vardı. Meram’a ilk zamanlar sık gelirdi. Aslı Konya’lı değildi.
Sevdiceği bir Mevlevî çelebisinin kızıydı. Düşünün, Allah etmesin dile düşerlerse ötesi yoktu bu işin.
Allah etmesin dile düşerlerse, Musalla mezarlığında selviler hüzzam makamından bir şarkıyla başlayıverirlerdi. Allah etmesin, gençti.
Konya’nın delikanlısı zaten pek hayır okumuyordu adının üstüne. Allah etmesin. Ama yine de kotkmuyordu işte.
Sevdiceği bir Mevlevî çelebisinin kızıydı. Gelirken- giderken bir şeyler olmuştu. Bir şeyler olmuştu çünkü.
Loraslarından kalkan ebabil kuşları, kanatlarında “Günaydınlar” getirdilerdi bir gün.
Ebabil kuşlarının gözleri kahverengiydi, sol ellerinin üstünde bir “Ben” vardı ebabil kuşlarının.
Bu gece onunla buluşacaktı. İlk buluşmaları değildi bu şüphesiz.
Ama Meram’ın o ördekbaşı ve şili çayırları o “incecik” çayırları tanık olsun ki en mutlusuna gidiyordu buluşmalarının.
Yâver fesini sol yana devirdi ve bıyıklarını burdu. Eli-ayağı yanıyor gibiydi. Kerpiç duvarı aşmaya çalıştı.
Ceketi tozlandı, aldırmadı, hemen şöyle silkiverdi eliyle, ince çayırlar ayağına dolaştılar aldırmadı.
Çelebi kızı, Zerdalinin altına vardı. Gözleri apaydınlıktı, kahverengiydi.
Yâver yanına gelince, oturuverirdi çayırların üstüne. Yâver o cesaretsiz elleriyle çelebi kızın elini tutacak oldu, edemedi. Oturdu.
Konya pul pul dirildi gözbebeklerine. Yalnız Konya değil dünyalar onundu. Anasını hatırladı, bir zaman sonra, memleketini hatırladı, sonra kalkıp gitmek istedi, niye istedi bilmem, gidemedi.Oturdu.
Derken efendim sekiz iklimden ipil ipil bir batı rüzgarının seranadı başladı. Kız konuşuyordu. Çelebi kızı.
Derken efendim, Dere tarafından bir bülbülü vurdular, ne hacetti, kız konuşuyordu, yâver öldü öldü dirildi.
Konuştular. Kızın elleri yâverin ellerinde serindi. Uzun uzun konuştular. Aşktı bu dost. Sevgiydi.Ne Konya vardı önlerinde, ne zerdali ağaçları, Ne Meram, ne paşa, ne çayırlar ve ne de sekiz taraflarından sekiz kara binayla onları gözetleyen sekiz Konya uşağı.
Derken efendim, yâver “Haydi hoşçakalasız” diyecekti, diyemedi. Derken efendim sekiz karabina sekiz kurşun kuştu yâverin suratına.
Derken efendim, yâver “gidem” dedi, gidemedi. Önce sallandı sağ ayağının üzerinde üç kez. Sonra sa yanına devrildi. Kıpırdayamadı bile.
Sekiz Konya delikanlısı için sanki bir şey olmamıştı. Dere yöresine doğru “Konyalı” yı çağıraraktan yürüdüler.
Sabah yakındı. Çelebi kızı ölü sevgilinin üstüne eğildi. Öylece kaldı.Gün ışığında ölü yâveri ve çelebi kızını “incecik” çayırların üstünde buldular.
Paşa, vali paşa, yâverin anasına yanık künyesini gönderdi yarıntesi günü.
“İnce çayır biçilir mi
Sular ayaz içilir mi
Bana yardan vaz geç derler
Yâr tat’lolur geçilir mi”
Sonra arkasından, mezar taşı olsun garibin diye bu türküyü yakıverdiler. “İnce çayır biçilir mi?” Biçtiler bile.
“Aman ben yandım, paşam ben yandım,
Ellerin köyünde vuruldum kaldım.”

Kesik Çayır Biçilir Mi Türküsünün Sözleri


Kesik çayır biçilir mi
Soğuk sular içilir mi
Bana yardan geçti derler
Seven yardan geçilir mi

Aman desinler desinler şeker yesinler

Şu kız şu oğlana yanmış desinler
Ankara’nın tren yolu
Gahi doğru gahi eğri

Canım benim anadolu

Gideyim mi senden gayri
Suya giden yorulur mu
Su yolunda durulur mu

Gel beraber gezelim

Anan baban darılır mı

Bu Sözler Neşet Ertaş’ın yorumlamış olduğu Türkü'nün sözleridir.