İki Keklik Türküsü'nün Hikayesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İki Keklik Türküsü'nün Hikayesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2016 Pazar

İki Keklik Türküsü'nün Hikayesi

                                


Türkü Balıkesir’li Mehmet Şevket Efendinin karısı Şöhret Hanım tarafından yazılmıştır.
Şöhret Hanım Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Güre köyündendir.
Şöhret hanım kocasından dolayı oldukça zengindir. Zeytin toplamaya bile oldukça lüks cam topuklu ayakkabılar ve gösterişli kıyafetler giyerek giderdi.
Zekeriya isimli oğulları ise Enver Paşa komutasında vatani görevini yapmak için Sarıkamış’a gider.
Günler zorlu hava şartlarında kar üzerinde yürümek vatani görevini yapanlar için oldukça zor geçiyordu.
Öyle ki askerler kendi yollarını kar üzerinde yürümek için kendileri açardı. Zekeriya bir gün yine karda yol açarak yürürken kar kuyusuna düşüp şehit olur.
Annesi Şöhret Hanım ise bu kötü haberi kekliklerin sesleri arasında alır.Keklik sesleri arasında bu acıklı türküyü ağıt gibi yazmak ise Şöhret hanıma düşer.


İki keklik bir kayada ötüyor
Ötme de keklik derdim bana yetiyor
Annesine kara da haber gidiyor
Yazması oyalı kundurası boyalı
Yar benim aman aman yar benim
Uzun da geceler yar boynuma sar benim

İki keklik bir dereden su içer
Dertli de keklik dertsizlere dert açar
Buna kara sevda derler tez geçer
Yazması oyalı kundurası boyalı
Yar benim aman aman yar benim
Uzun da geceler yar boynuma sar benim

İki keklik bir kayada yaslanır
Teke de bıçak gümüş kında paslanır
Bir gün olur deli de gönül uslanır
Yazması oyalı kundurası boyalı
Yar benim aman aman yar benim
Uzun da geceler yar boynuma sar benim


Mustafa Sarı – Balıkesir

Kışlalar Doldu Bugün Türküsü'nün Hikâyesi


Hamza Şenses’in kardeşi İbrahim, Diyarbakır’da askerdir. Eskiden askerlik süresi şimdiki gibi olmayıp 3-4 yıl sürer, savaş dönemlerinde daha fazla sürdüğü de olurdu.
İşte, Hamza, uzun zamandan beri askerliğini yapmakta olan kardeşi İbrahim’i özlemiştir.
Onu görmek için Diyarbakır’a gider ve kardeşinin askerlik yaptığı tabur’un nizamiyesine varır..
Nizamiyede olan yetkililer “Kardeşiniz görevde, görüşmeye çağıramayız” derler.
Uzak yoldan geldiğini, birkaç dakika bile olsa kardeşini görmek istediğini söylese de orada bulunanlar ”yasaktır” deyip kabul etmezler.
Bunun üzerine tabur komutanıyla görüşmek istediğini söyler, zor bela tabur komutanıyla görüştürülür.
Tabur komutanı babacan tavırlı birisidir. Onu iyi karşılar. Bunun üzerine Hamza Şenses, kendini tanıtır.
Uzun yoldan geldiğini, kardeşini görmek istediğini söyler. Tabur komutanı da müziğe meraklıdır ve Hamza Şenses’in ismini önceden duymuştur.
Bu nedenle kendisine çay, kahve ikram edip ağırlar. Kardeşi İbrahim’i odasına çağırtıp görüştürür.
Görüşme biterken Tabur komutanı Hamza Şenses’e, “Buraya kadar gelmişken bir gece yapalım” der.
O da kabul edince, taburdakilere güzel bir gece yapılır. Hamza Şenses, kardeşi İbrahim’den ayrılmanın üzüntüsü ile o gecede;


Kışlalar doldu bugün
Doldu boşaldı bugün
Gel kardaş görüşelim
Ayrılık oldu bugün
Naçar eliden vah vah yâr yâr

Geceler yârim oldu
Ağlamak kârım oldu
Her dertten yıkılmazdım
Sebebim zalim oldu
Garib eliden vah vah yâr yâr

bestesini yapar ve orada bulunanlara okur. Çok sevilen bu eserini daha sonra plağa okuyarak ölümsüzleştirir.